14 Aralık 2009 Pazartesi

üsküdar'da güneşi batırmak


güneşin damlalar misali akıp geldiği bir sabah vaktidir zaman.
severcesine sevgilisine koşan tekneler yürüyor zamanda.
gözlerini denize açmakla meşgul olan güneşin izini sürmektedir dalgalar.
zaman yaklaşmakta olan zamanı haber veriyor.
''haberin var mı''?
''var.''
''öyleyse sen de haber ver'' diyor bir sabahın zamanı.
kendisi akıp giden dalgalara, an'lara, saatlere, vakitlere yürüyor.
hiç geriye bakmadan ve yeniden bıkmadan sürdürüyor seferini.
istikametini sefere raks ediyor.
bir birlikteliğin iki ucu olup kendi tenhalarından ses olup çıkıyorlar.
tüm harflere, tüm seslere, tüm nefeslere renk olup nur'un ve sur'un içine akıyorlar.
biz bakıyoruz.
biz görmek istiyoruz.
ancak biz zindanlarımızı zindanlarımız bizi bırakmıyor.
''dil, yırtıcı hayvan gibidir; ipi bırakıldı mı parçalar'' diyor hz.ali.
bakmak ve görmek isteyenlerin dil'i nedir?
özünü zindanların gözlerine hapseden nereye bakabilir?
kalbini parçalayıp dağıtan göz hangi bütünü görebilir?
bir sabah vaktinin dilinden dökülenler bunlar.
bakın ve görün diyor doğduğu her vaktin saatinde.
bakmak ve görmek.
bir insan olan adem'in yapması gereken ilk adım.
şerefini kendi üzerine çeken bir eylemin adıdır bu.
siz şeref üzre olmak istemez misiniz?
ben şeref üzre olmak istemez miyim?
o zaman ''fe eyne tezhebun...''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder